Anayoldayım. Dört şeritli bir yol bu. Bütün arabalar vızır vızır, akıyorlar aynı yönde. Kan gibi... Hızla... "Belki de," diyorum, "bir damarda hızla yol alan alyuvarlardan biriyim ben. Adıma 'insan' diyorum, bir yaşam tutturuyorum ama özünde bir alyuvarım, olamaz mı? Mutlu oluyorum birden, şehrin damarlarında yol almak rahatlatıyor beni. Belki de bu, 'ait olma' duygusunun yarattığı bir rahatlık. Şimdi sağımdan solumdan vızır vızır geçen arabalar korkutmuyor. Onları tanımıyor olmamı umursamıyorum. Çünkü hepimiz alyuvarız. Üç aşağı beş yukarı hepimizin yaşantısı benzer. Sorunlar yalnız beni bulmuyor. Tek ağlayan ben değilim, tek gülen, tek yorulan, tek özleyen, tek sinirlenen... Yalnız değilim; hepimiz şehrin damarlarından beslenip orada yaşam süren alyuvarlarız.
Ayağımı gazdan çekiyorum. Seyre dalıyorum etrafı. Koşuşturmadan sıyrılıp, fark etmeye çalışıyorum yaşananları. Tam o anda düşüyor önüme o kamyonet. Arkasındaki açık kasada bir avuç insan; kadın, erkek, çocuk, yaşlı, genç... Hepsinin yüzü düşmüş, solgun, mutsuz... Kimsiniz? Nereden geliyorsunuz, nereye gidiyorsunuz? Okumaya çalışıyorum ifadelerini.
Biri, "Ne yaz ne kış gelmişti o sene." diye başlıyor. Bir diğeri, "Ortalık arada kalmış bir sonbahardı." diye devam ediyor. Ve sonrakiler sırayla, "Hüzün hiç gitmedi yanıbaşımızdan. Sarı yapraklar gibi döküldük ve o kadar çoktuk." diyorlar. Kamyonet hızla uzaklaşıyor, solgun yüzler ufalıyor, okuyamıyorum artık. Onların hikayesini ben yazacağım şimdi.
Şehrin damarlarında her gün ne öyküler yaşanıyor. Hızla yol alıyoruz, görmüyoruz.
Geveze Kalem bir süre bir süre buralarda olamayacak, mecburiyetten kaynaklanan ve kısa süreceğini umduğu bir süre. Kim bilir belki sanal dünyadan uzak kaldığı zamanlar boyunca, şehrin damarlarındaki gerçek hikayeleri daha iyi okuyabilir.:)
Herkese sevgiler...
